Sonunda… Mayıs 27, 2008
Posted by katanasters in Genel Konular.add a comment
Bugün sıradan bir gün olsa gerek birçoğunuz için,sabaha yaklaşıyorum,birkaç saat sonra gün ışıyacak her zaman olduğu gibi benim ve tüm insanlık için yeni bir gün… Bu günün neler getireceğini bilmiyorum lakin tahmin etmemek elde değil
,bugün geminin zorlu fırtınalardan sonraki ilk zafer günü diyebilirim,tabii ki bu kısaca geminin Kaptanının hayat tecrübesiyle,olaylar karşısındaki sakin tutumu ile açıklamakta mümkün !!! bende geminin tayfası olarak gereğini yapmaya çalıştım,bu yolculuğa çıkalı çok uzun zaman olmadı ama yaşananlar…Sonunda kendisi için zorlu olan bu yolculukta,ışığı görmeleri beni memnun etti,çok sevinçlendirdi,çok zorlandığını biliyorum,ama bekledin,kimseden beklenmeyecek bir şekilde,belki zaman geldi çekip gitmek istedin kendini birine anlatmak,soruların vardı senden başka birinin soramayacağı,cevabı ise yaşadığımız hayatın fazlasıyla anlamsız nedensiz bir şekilde verebildiği,bekledin…!!!Yaşadığın hayatın sana yaşattıklarına isyan ederek…Beklemek gibi kötüsü var mı diye düşünüyorum,düşünüyorum bu yazıyı siz okurkende düşünüyorum;bence yok
Elimden geldiği kadar destek olmaya,yanında bulunmaya ve en önemlisi fazlaca fesat davranmaya özen gösterdim
Bu gemideyken kendisini sözlerimle kırmış,rotayı yanlış söylemiş,yanlış bir davranışta bulunmuş,üzerime düşeni yerinde veya zamanında yapmamış yada saçmalamış olabilirim,board da benim hanem - ye düşmüş de olabilir,lakin yapılması gerekenleri bana çizilmiş olan ,çizgiyi aşmadan,sadece belli kurallar çerçevesinde inşaa etmeye,kendisinin sahip olduğu kişiliğe,çevreye,uygun bir şekilde adapte etmeye çalışmam benim için tatmin edici,bilemiyorum birçoğumuzun hayat felsefesi farklıdır,benim hayat felsefem nedir diye sorduğunuzda eminim şu cevabı alırsınız,”Biz kelimesinin olduğu her cümlede ben varım!!”,devam etsem mi diye düşünüyorum saat 03:21, yarın iş güvenliği diye bir dersin Finali war,yoksa yok muydu ? Orada “F” yi büyük yazmam hayır yapmayın :) Sağlıcakla kalın diyorum,kendinize iyi bakın… Sevgilerimle…
Buda Geçer … Mayıs 14, 2008
Posted by katanasters in Genel Konular.2 comments
Mehmet nice zorluklarla büyümüş, delikanlı olmuştu. Evlenecek çağa geldiğini düşünüyordu. Lâkin evlenmek için çaldığı kapılar, hiçbir şeyi olmadığından yüzüne kapanıyordu. Allah�tan ümit kesilmez diyerek pes etmiyor, günaha girmekten korktuğu için evlenmekten de vazgeçmiyordu. Son bir ümitle köyün zengini olarak bilinen ihtiyarın yanına gitti ve içini şöyle döktü:
�Benim hiçbir mal varlığım da, beni himaye edip barındıracak kimse de yok. Bu güne kadar çeşitli işler yaparak Allah�ın yardımıyla geçinmeye çalıştım. Evlenme çağına geldim. Münasip biriyle evlenmek istiyorum. Fakat yoksul ve kimsesiz olduğumu öne sürerek bana kız vermiyorlar. Bir miktar borç verseniz� Sonra ben çalışır size öderim.�
İhtiyar bu saf ve kalbi temiz delikanlıyı dinledikten sonra şöyle der.
�Keşke param olsaydı da sana karşılıksız verseydim evlâdım. Ben köy halkının bildiği kadar zengin değilim. Bir senelik gıda ihtiyacımı karşılayacak kadar tarlam ve ekin zamanı o tarlayı sürmekte kullandığım iki de öküzüm var. Başka da bir şeyim yok.�
Genç Mehmet diretir:
�Öküzlerden birini bana verin, onu satıp parasıyla evleneyim. Ekin zamanına kadar çalışır öderim. Şayet ödeyemezsem öküzden boş kalan yere geçer, boynumda sabanla tarlayı ben sürerim.�
İhtiyar sözlerinde apayrı bir tatlılık sezdiği delikanlıyı kıramaz ve peki deyip öküzün birini verir.
Mehmet artık evlidir. Köyün hem ahlâk hem de güzellik timsali kızlarından biriyle evlenir. Hayatını mutlu ve huzurlu bir şekilde sürdürmekte, bir yandan da ihtiyara olan borcunu ödemek için var gücüyle çalışmaktadır. Ekin vakti gelmiş çatmış Mehmet bir türlü parayı denkleştirememiştir. Verdiği sözü tutmak üzere ihtiyarın yanına gider. İhtiyara:
�Size borcumu ödeyeceğimi aksi halde diğer öküzün yanına geçip tarlayı süreceğimi söylemiştim. Evlilik benim düşündüğüm kadar kolay değilmiş. Ekin vakti gelmesine rağmen parayı biriktiremedim. Buraya sözümü tutmak için geldim.� der.
İhtiyar şaşkın bir şekilde:
�İyi dersin de evlâdım seni sabanda gören köylü ne der? Ben nasıl cevap veririm?�
Mehmet �Siz onların söylediklerine kulak asmayın. Size çıkışan olursa siz �ona sorun� diyerek beni gösterin. Ben cevap veririm.�
�Peki, Sen bilirsin� der ihtiyar.
Mehmet boynunu geçirir sabana başlar tarlayı sürmeye. İhtiyar arkadan sabanı itmekte, öküzle beraber Mehmet de çekmekte ama yanındaki öküzle bir değildir ki Mehmet. Günler geçtikçe boynunda ve omuzlarında yaralar çıkmakta gittikçe zayıflamaktadır. O yine yaratanına devamlı şükürler etmekte �Belâyı veren onu almaya da kadirdir bu da geçer elbet.�diye söylenmektedir.
O sırada yoldan geçmekte olan bir atlı Mehmet�in halini görünce merakını yenemez ve ihtiyarın yanına giderek biraz da kızgın bir şekilde ona:
�Ayıp değil mi Bey Amca utanmıyor musun? Gencecik delikanlıya eziyet ediyorsun. Bu yaptığın insanlığa sığar mı?� diye çıkışır
İhtiyar sesini çıkarmaz ve �Bana bir şey söyleme� der. �Git kendisine sor.�
Mehmet de yolcu olduğu anlaşılan bu adama günah işlemekten korktuğu için evlenmeyi düşündüğünü parası olmadığından kendisine kız verilmediğini, ihtiyardan borç olarak bir öküz alıp sattığını ve o öküz parasıyla evlendiğini, borcunu zamanında ödeyemediği için de sabana kendi isteğiyle geçtiğini anlatır.
Atlı da sevmiştir Mehmet�i. Kuşağındaki keseyi çıkarıp önce ihtiyarın öküz parasını verir. Sonra ona da biraz para verip, o parayla bereketli olması hasebiyle koyun almasını tavsiye eder. O da atlının dediklerini uygular.
Mehmet�in mal varlığı gittikçe artmaktadır. Ovalara sığmayan sürüleriyle, emrindeki hizmetçilerle köyün ağası oluvermiştir biranda ama o hiçbir zaman gurura kapılmıyor, nimeti vereni unutmuyordu. Zekâtını fazlasıyla dağıtıyor, köyün fakirlerini araştırıp geçim sıkıntılarını gideriyordu. Özellikle de kendi geçmişini unutmuyor, evlenecek yaşa gelip de evlenemeyenlere yardım ediyordu.
İki de erkek çocuğu olmuştu. Her şey verilmişti kendisine. Servet, şöhret, sıhhat ve iki çocukla süslenen huzurlu bir aile� Seneler sonra yine aynı köyden geçmekte olan o atlı bu kez Mehmet�i o zenginlikle görünce kendisine: �Bakıyorum da hiçbir sıkıntın kalmamış. Bundan sonra rahat bir ömür sürersin� der. Mehmet de �şükürler olsun hiçbir sıkıntım yok ama sen yinede öyle deme. Bunları veren Allah elbette almaya da kadirdir. Buda geçer� diye cevap verir. Mehmet�in cevabı atlıyı şaşırtmıştır. Yine de sesini çıkartmadan atını dizginleyip uzaklaşır.
Aradan fazla bir zaman geçmemişti ki büyük bir afetin ortasında kaldı. Bir yandan fırtına bir yandan fırtınayla beraber azgınlaşan seller bütün malını yutup götürmüştü. Elinde avucunda ne varsa akan sele kaptırmıştı. Geriye sadece eşeği kalmıştı. O yine devamlı dua ediyor kendi ve ailesinin canına zarar gelmediği için yaratanına şükrediyordu. Köy ağası Mehmet afetten köyün en fakiri olarak çıkmıştı. Hanımına şöyle dert yanıyordu: �Hanım biz köyün en zenginiyken şimdi en fakiri olduk. Sadaka ve zekât dağıtırken muhtaç duruma düştük. Ben artık bu köyde kalamam. Uzak bir köye gidip oraya yerleşelim. Rızkımızı başka yerlerde arayalım.�
İki çocuğunu eşeğe bindirip kendisi de hanımıyla beraber yola koyulur. Köy köy kasaba kasaba iş aramaya başlarlar. Uğradıkları köylerden birinde çoban aradıklarını ancak köyün dışındaki kulübeden başka kalacakları yerleri olmadığını söylerler. Mehmet de kabul edip işe başlar. İlk önce kulübeyi tamir edip güzelce temizler sonra da vakit kaybetmeden işe başlar.
Mehmet dürüstlüğüyle ve işine olan bağlılığıyla burada da kendini köylüye sevdirir. Köylü başı her derde girdiğinde Mehmet�e koşar canı sıkıldığında Mehmet�e koşar, emanet bırakacak biri mi lâzım akla ilk gelen Mehmet�tir. Kısacası köylü her işini Mehmet�e yaptırmaya alışmıştır.
O günlerde yabancı olduğu anlaşılan bir adam köye gelir. Köylüye elbisesinin yırtıldığını diktirmek için usta bir terzi aradığını söyler. Onlar da kendilerinin pek beceremediğini ancak köyün dışındaki kulübede oturan Mehmet�in hanımının iyi terzi olduğunu söylerler. Yabancı eve geldiğinde Mehmet evde yoktur Mehmet�in hanımı yabancının elbisesini güzelce diker temizler. O da teşekkür ederek oradan ayrılır, ama yolda kalbine kötülük dolar. Şeytana uyup geri döner Mehmet�in hanımına: �Yolda Mehmet�e rastladım çok zor durumda sürüsüne kurtlar musallat oldu yardıma gitmeliyiz.�der. Hanım da yabancının sözüne inanır çocuklarını evde bırakıp aceleyle kocasına yardıma koşar atının terkisine binip gözden kaybolur. Mehmet döndüğünde çocuklar babalarına: �Bir adam geldi. Önce elbisesini diktirip gitti sonra tekrar gelip senin sürülerine kurtların saldırdığını aceleyle annemi çağırdığını söyledi ve annemizi alıp gitti. Mehmet�in başı ellerinin arasındadır çocuklarına: �Yavrularım adam annenizi kaçırmış. Benim başıma hiçbir belâ gelmedi. Adam yalan söylemiş annenizi kandırmış.� Çaresiz bir şekilde köylüye mallarını tek tek teslim eder. Hepsiyle helâlleşir ve oradan ayrılır. Bu sefer de köy köy, kasaba kasaba hanımını arar, ama o bu kadar sıkıntıya rağmen yine de Allah�a şükredip ondan yardım istemekte ve derdi veren Allah dermanını da verir elbet bu da geçer� der.
Böylece dolaşırlarken bir nehrin kenarına varırlar. Karşı yakasına geçeceklerdir, ama nehir azgın bir şekilde akmakta, yol vermemektedir. Mehmet ilk önce büyük oğlunu karşıya geçirir orada bırakır ve döner küçük oğluyla eşeğini alır. Nehrin ortasına varmıştı ki gözlerine inanamaz. Bir kurt oğlunu kaçırmaktadır. Telâşla büyük oğlumu kurtarayım derken küçük oğlunu da nehrin ortasında bırakır. Nehrin azgın suları oğulcağızını alıp götürür. Mehmet öylece kalakalır bir oğlunu kurda bir oğlunu da nehrin azgın sularına kaptırmıştır. Çaresiz bir şekilde dolaşmaya başlar. Bir umutla karısını ve çocuklarını arar durur. Böylece seneler geçer. Mehmet yaşlanmaya başladığını hisseder. Saçına sakalına aklar düşmeye başlamıştır. O geçirdiği uzun yıllar, o gezdiği şehirler, beldeler, ülkeler kendisini bir hayli yıpratmıştır. Mehmet yine de azminden bir şey kaybetmiyor, karısını ve çocuklarını bulma ümidini yitirmiyordu.
Bir gün uğradığı şehirlerden birinin girişinde büyük bir kalabalık görür. Neler olduğunu anlamak için kalabalığa yaklaşır. Bu sırada bir ak güvercin gelip Mehmet�in omzuna konar. Kalabalıktan uğultular yükselmeye başlamıştır. Kendi aralarında;
�Bu da kim böyle? Saçı sakalı birbirine karışmış, elbiseleri yırtık pırtık, hali perişan. Bu olmaz bir daha deneyelim� derler. Mehmet’in omzundan kuşu alıp tekrar uçururlar. Kuş döner dolaşır yine Mehmet�in omzuna konar bir daha denerler yine Mehmet�in omzunda. Meğer o günlerde ülkenin kralı ölmüş. Halk da adet olduğu üzere beyaz bir güvercin uçurur güvercin kime konarsa kral o olurmuş. Talih kuşu bu sefer Mehmet’i bulmuş. Mehmet ülkeye kral olmuş.
Mehmet kral oldum diye hemen yan gelip yatmaz. �Mademki halk bana bu görevi verdi en iyi şekilde yapmam lâzım� der. Her gece vezirleri ve diğer devlet erkânını çağırıp toplantılar yapar. Halkın arasına karışıp dertlerini dinler ve böylece devleti âdil bir idare ile yönetmeye başlar. Halk yeni kralını çok sevmiştir. Böyle birden bire çıkıp gelen biri nasıl olur da devleti böyle güzel yönetebilir. Onun Allah tarafından gönderilen bir melek olduğuna dahi inananlar vardır.
Mehmet gece yaptığı toplantıların birinde baş vezirini göremez. Ertesi sabah veziri çağırıp toplantıya neden katılmadığını sorar. Vezir de �Efendim benim ev biraz şehrin dışında, eşim de yalnız olduğu için geceleri onu tek başına bırakıp gelemiyorum,. Onun için sizden gece toplantılarından affımı istiyorum.�der. Mehmet izin vermez. �Toplantıların faideli geçebilmesi için senin de katılman lâzım. Ne olursa olsun bu toplantılara katılacaksın. Eğer eşinin başına bir şey gelmesinden korkuyorsan evinin kapısına iki nöbetçi bırak.� der. İşte Mehmet devleti böyle idare eder. Hiçbir gevşekliğe müsamaha göstermez.
Günler böyle gelip geçerken yine o atlıyla karşılaşır. Atlı kendisine: �İstediğin her şeye kavuşmuşsun. Sıkıntın kalmamış. Köyde sefil bir hayat sürerken buraya gelip kral olmuşsun.� der. Mehmet de öyle deme der. Bana önce öküzlük sonra ağalık, daha sonra çobanlık daha sonrada krallık yaptıran Allah her şeye kadirdir. Bu da geçer� Mehmet�in cevabı atlıyı hem şaşırtmış hem de biraz kızdırmış. �Ne zaman senle karşılaşsak, ne zaman senle konuşsak mutlaka sonunda bu da geçer diyorsun. Geçmeyen bir şey var mı bana onu söyle� der. Mehmet de atlıya sorusunun cevabını 6 ay sonra vereceğini söyler. Atlı şaşkın bir şekilde söylene söylene oradan ayrılır.
Vezirin kapısına bıraktığı iki nöbetçi kendi aralarında sohbete dalmışlardır. Biri diğerine başından geçenleri anlatmaya başlar. �Biz iki kardeştik babam köyde çobanlık yapardı. Bir gün bir yabancı evimize gelip elbisesini diktirdikten sonra annemizi kandırarak kaçırdı. Babamla birlikte onu aramaya çıktık. Derken bir nehrin kenarında beni kurt kaptı. Tepeyi aştığımızda köylüler beni kurdun elinden kurtardı. Ondan sonra babamla kardeşime neler oldu bilmiyorum.� Bunları dinleyen diğer nöbetçi gözyaşlarına hâkim olamaz: �Senin o nehir ortasında bıraktığın kardeşin benim. Babam seni kurtarmak için acele edince beni elinden kaçırdı. Nehrin sularına kapıldım. Uzun bir süre sürüklendikten sonra beni de köylüler kurtardı. Babama neler olduğunu ben de bilmiyorum. Onu bir daha görmedim.� İki kardeş ağlayarak birbirlerine sarılırlar. Doya doya hasret giderirler.
Vezirin hanımı içerden bu nöbetçilerin konuştuklarını dinliyordu. Kendisine daha fazla tutamadı. �Yavrularııııım� diyerek gözyaşlarıyla nöbetçilerin boyunlarına sarıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. �Siz benim yavrularımsınız. Beni kaçıran yabancı, tebdil-i kıyafetle köye gelen vezirmiş. Beni bu vezir kaçırdı.�diyordu. Nöbetçiler iki sevinci birden yaşıyordu. Hem kardeşlerini hem de annelerini bulmuşlardı. Anne, çocuklarını içeri aldı. Onların karınlarını bir güzel doyurdu. Sevdi okşadı. Yılların çektirdiği acılar yavaş yavaş diniyordu. Oğullarını bulmuştu bundan güzel bir şey mi vardı?
Tam bu sırada vezir içeri girdi. Karısının nöbetçilerle yan yana oturduğunu görünce çok kızdı. Daha bir şey söylemelerine fırsat vermeden ağzına geleni söyledi. �Ben size namusumu emanet adıyorum Siz neler yapıyorsunuz.� diyordu. Derhâl nöbetçilerin idamını emretti. Darağacı kuruldu. İkisi birden sehpaya çıkarıldılar. Cellât tekmeyi vurmadan önce adet olduğu üzere son istekleri soruldu. İki kardeşin hiç umutları kalmamıştı, ama yinede son isteklerini söylediler. �Kralla yüz yüze görüşmek.� Vezir idamın hemen gerçekleşmesini istiyordu. Önce izin vermek istemedi. Ancak yapacak bir şey yoktu. Bu onların son istekleriydi.
Kral iki delikanlıyı dikkatlice dinledi. Tahtından yavaş yavaş indi. Yüreğinin derinliklerinden gelen hıçkırıklara hâkim olamıyordu. İki gencin yanına geldi. Ellerini omuzlarına koydu. �Oğullarım benim ben, sizin babanızım� dedi. Onların babasıydı Mehmet. Yıllardır aradığı çocukları şimdi karşısındaydı.
Artık her şey ortaya çıkmıştı. Mehmet�in karısını kaçıran vezir idam edildi. İşte şimdi istediği mutluluğu yakalamıştı. Karısı da çocukları da yanındaydı, ama bu mutluluk da uzun sürmedi. İki ay geçmemişti ki anîden rahatsızlandı. Yaşadığı hayat kendisini çok yıpratmıştı. Kısa bir süre sonrada öldü. Halk aylarca onun yasını tuttu.
Mehmet�in ölümünden birkaç ay sonra atlı şehre döndü. Sorusunun cevabını alacaktı. Fakat daha şehrin girişinde Mehmet�in öldüğü anlaşıldı. Her yerde matem vardı. Sanki köy de Mehmet’le birlikte ölmüştü. Mezarının başına vardı ve sitem dolu şu serzenişte bulundu. � ey öküzlük yapan Mehmet, Ey ağalık yapan Mehmet, Ey çobanlık yapan Mehmet, Ey krallık yapan Mehmet. Bu sefer sözünde durmadın. Bu da geçer bu da geçer dedin. Geçmeyen şey nedir? diye sordum cevabını vermeden gittin. Nerelerdesin?� Atlı böyle söylenip dururken bir ses duydu. Bu Mehmet�in sesiydi. � sorunun cevabı işte burası! ölüm herkese bir defa gelir ama geçmez!�
Kaptan’a Sevgilerimle…
Kervansaray Nisan 29, 2008
Posted by katanasters in Genel Konular.add a comment
Yaşamımızın her anında , sevgi çenberi içinde yaşarız.Şöyle bir yaşamımızın gerilerine doğru gidelim.Hepimizin ilk sevdikleri ana va babalarımızdır.Diyeceksiniz ki bazı ebeveynlerin evlatlerına olan bağlılıkları epeyi gevşek olabiliyor.Bu istisnaları bir kenara bırakırsak ,içimize giren ilk sevgi ana sevgisidir.Bu sevgi yaşamımızda karşılaştığımız ve her sevgi ile karşılaştırdığımız temel bir sevgidir.Hepimiz ömrümüz boyunca bu sevginin gölgesinde kendimizi güvende hisseder ve asla vazgeçmeyi düşünmeyiz.Her karşılaştığımız sevgide ana sevgisi gibi karşılıksız ve sonsuz bir sevgi bekleriz.
Tabii dir ki zamanla yaşamın akışı içinde hayatın renklerinin ana sevgisi gibi sadece beyaz olmadığını farkederiz.Yepyeni renkler girer yaşamımıza veya geçer gider yakınlarımızdan.Hayatımızın tablosunu çizerken gerekli renkleri gerekli oranlarda ve uygunlukları içinde bir araya getiremezsek ana sevgisinin verdiği beyaz bir tablodan başka bir renk hayatımıza girmez…
Hayatın yükü biner üstüne ne yapacağının şaşırır,o eski güçlü,inançlı kişiliğin artık seni bile kandıramaz hala gelir,öyle zannederiz güçlü olmalı ve sonunda iyi şeylerin olacağı bilinçinde olmalıyız,Herşey güzel olacak,Kaptana yanındaki tayfasından sevgilerle,şimdi sadece uyumak istiyorum …
Şiir tadında Kalın… Nisan 26, 2008
Posted by katanasters in Günlük.add a comment
Hepsi zor yaşadıkça…
O hayata tutunan yanımız olmasa, nasıl dayanırdık ki dağlara yüklense yıkılacakları acılara..
Hangimize zor değil ki hayat, kaçımız her gün mutluyuz ve acılar hangimizi atlıyor ki?..
Hepsi zor yaşadıkça… Gitmek de zor kalmak da…
O yola sapmak da zor, yerinde saymak da…
Bağlanmak da zor, hayatta gururunu korumak da..
Kaybetmek de zor kazanmak da…
Bir gül yetiştirmek zordur, ya bir gülü çıkarmak kalbinden?
Doğmak zor, ölmek zor, hayat zor…
Olmasaydı o hayata tutunan yanımız nasıl katlanırdık o dünyadan büyük dertlere, acılara…
Güneşi görmek zor bazen; bazen yağmura katlanmak çok zor.
Hasta olmak zor, sağlığın kıymetini bilmek daha zor…
Gülümsemek zor bazen, gözlerin yaş doluyken..
Anlatmak zor, anlamak zor..
Dilinin ucundayken söylemek için öldüğün kelimeler, susmak çok zor……
Kapıyı çalmadan gelen acılar zor, uzaklara hasret zor, özlemek zor, ayrılık çok zor..
Ya ölüm? Ölüm hepsinden daha zor.
Hepsi zor yaşadıkça…
Yürümek zor engelli patikalarda, düşmek daha zor, kalkmak çok zor…
Bir dostu beklemek zor pencere altında… Ya bir dost bulmak?
Yalnızlık zor, kırılmak zor, kırdığın kalbi kazanmak çok daha zor…
Sevgisizlik zor. Onun yüzünü görememek, sesini duyamamak zor doyasıya…
Başkasının olduğunu bilmek… çok daha zor…
HEPSİ ZOR YAŞADIKÇA…
HEPSİ… ÇOK ZOR…
Ubuntu 8.04 Hardy Heron duyuruldu :) Nisan 26, 2008
Posted by katanasters in Genel Konular.add a comment
Uzun zamandır beklenen Ubuntunun sürümü Hardy Heron sonunda duyuruldu,ayrıca desktop Edition ve server edition ları nın burdan indirebilir,ücretsiz cd siparişi verebilirsiniz buradanda .iso dosyasını indirebiliresiniz,Ayrıca Ubuntu nun yılda Nisan ve Ekim aylarında yayınlanan sürümlerini takip ederek ubuntunun son sürümleriden haberdar olabilirsiniz
Geri döndük … Aralık 25, 2007
Posted by katanasters in Genel Konular.add a comment
Şu anda yanımda bulunan insanlara gerçekten çook teşekkür ederim…Yenibir yıla girerken yanımda şu anda bulunan çok sevdiğim,saygı duyduğum kişiyide unutmuyorum..Sadece şunu bilin yeterli,kendisine deliler gibi seviyorum,sadece zaman hayatım gerçekleri görmek görebilmek için,hayat zorr

Bu Çığlıklar Kime … Şubat 26, 2007
Posted by katanasters in Genel Konular.add a comment
Of birden daral geldi .. ne yapayım …Nerelere gideyim… Gözlerim bir buğday tanesi gibi ,binlercesinden biriyim … Köklerim bağlanmış hiç bir yere hareket edemiyorum … Bırak bunları gidiyorum diyorum ,ama gidemiyorum ….Konuşmak kar etmiyor bu viranda ,susmaksa beş para etmez…
Bir Öğrencinin Sınav Şiiri… Şubat 22, 2007
Posted by katanasters in Günlük.1 comment so far
Dakika otuzbeş sınavın yarısı eder.
Kabak gibi karşısındayız hocanın
Ortaokul çağımızdaki cevher,
Sağa sola bakmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Hoca kağıtları mı topluyor ne var?
Benim mi Allah’ım bu bomboş kağıt?
Ya şu baş üstündeki şaşkın eller?
Ne yapalım, bir diplomalık saltanatımız olacak
Lise çıkışında, sınav yarışında…
Babamı Dinliyorum
Babamı dinliyorum gözlerim kapalı
Önce bir yumruk hissediyorum hafiften
Ardından tekmeler geliyor kafama
Uçuyorum havalarda
Uzaklarda, çok uzaklarda
Annemin hiç durmayan çığlıkları
Babamı dinliyorum gözlerim kapalı
Bu dönem sınıfı geçeceğim derken
Geliyor sürü sürü kırıklar
Ahlar çekiyorum odamda
Gözümün önüne geliyor müdürün bakışları
Babamı dinliyorum gözlerim kapalı
Seri eller dolaşıyor suratımda
Cıvıl cıvıl kardeşlerim odada
Hepsi almış takdiri teşekkürü
Sırıtıyorum acı acı
Babamı dinliyorum gözlerim kapalı…





